• 23 EKİM 2017
  • Yenileniyor
    • Adana
    • Adıyaman
    • Afyon
    • Ağrı
    • Amasya
    • Ankara
    • Antalya
    • Artvin
    • Aydın
    • Balıkesir
    • Bilecik
    • Bingöl
    • Bitlis
    • Bolu
    • Burdur
    • Bursa
    • Çanakkale
    • Çankırı
    • Çorum
    • Denizli
    • Diyarbakır
    • Edirne
    • Elazığ
    • Erzincan
    • Erzurum
    • Eskişehir
    • Gaziantep
    • Giresun
    • Gümüşhane
    • Hakkari
    • Hatay
    • Isparta
    • Mersin
    • İstanbul
    • İzmir
    • Kars
    • Kastamonu
    • Kayseri
    • Kırklareli
    • Kırşehir
    • Kocaeli
    • Konya
    • Kütahya
    • Malatya
    • Manisa
    • K.Maraş
    • Mardin
    • Muğla
    • Muş
    • Nevşehir
    • Niğde
    • Ordu
    • Rize
    • Sakarya
    • Samsun
    • Siirt
    • Sinop
    • Sivas
    • Tekirdağ
    • Tokat
    • Trabzon
    • Tunceli
    • Şanlıurfa
    • Uşak
    • Van
    • Yozgat
    • Zonguldak
    • Aksaray
    • Bayburt
    • Karaman
    • Kırıkkale
    • Batman
    • Şırnak
    • Bartın
    • Ardahan
    • Iğdır
    • Yalova
    • Karabük
    • Kilis
    • Osmaniye
    • Düzce

İbret Alarak Bak ve Oku

425 defa okundu , kategorisinde, 03 Ara 2016 - 11:47 tarihinde yayınlandı

Bu kainatta canlı ya da cansız var olan her varlık insan için okunacak bir kitap hükmündedir. İnsan yeter ki varlık alemini okumayı ve onlardan ibret almayı dilesin. Okuyucunun kitaplar içindeki saklı güzelliklere ulaşabilmesini  için sadece kitap sayfalarını çevirmesi yeterlidir. Kendisi baştan aşağı okunacak en büyük kitap olan insan ise çevresinde olup biten her şeye ibret almak için baktığında kitaplarda okuduklarından daha nitelikli daha pratik bilgilere ulaşacaktır . Doğa ve tabiat öyle büyük öyle geniş bilgiyle donatılmış ki hiç okuma yazma görmemiş, toplumdan çevreden uzakta yaşamış insan ırkı bile sadece doğadan ve tabiattan elde ettiği bilgiyle birçok maharete ve engin ilme ulaşmıştır.

İnsan yaratılışı gereği değişken ve zaafları olan bir yapıya sahip olduğu için çoğu zaman zoru gördüğünde verdiği sözden cayıp işi bozar. Ama bir anne kuşun sabahın ilk aydınlığıyla yavrularına yemek bulmak üzere yuvadan ayrılıp yiyecek bulduktan sonra da yuvasına geri dönüp yavrularının karnını doyurması Allah tarafından o canlı varlığın tabiatına kodlanmış değiştirilemez bir bilgidir.

Bakan Hayvana Bir Şey Vermemekten Utanması

Necîh diyor ki:

“Hasan bin Ali (a.s)’ı yemek yerken gördüm. Bir köpek önünde durmuştu; kendisi bir lokma yediğinde bir o kadar da köpeğe atıyordu. Bunun üzerine: “Ey Resulullah’ın torunu! Bu köpeği buradan kovayım mı?” dediğimde buyurdular ki:

Hayır, bırak kalsın; ben, canlı bir hayvanın yüzüme baktığı halde yemek yiyip de o yemekten ona bir şey vermemekten Rabbimden utanıyorum.”

Ey insanoğlu Kainat kitabını ibret alarak oku. Bilesin ki dalından düşen kuru bir yaprağın yere düşmesinde sayısız hikmetler gizlenmiştir. Senin önemsemeyip nazar etmediğin şey aslında senin bu  hayatta bir parçandır. Sen bu dünyada bir değirmen hükmünde değilsin ki hep öğütesin sadece yiyip içip gezesin.. Alıp verdiğin iki nefes aralığında dahi senin varlığın ile yokluğunun ilmi saklanmıştır.

Hemen hemen her gün baktığımız ayna dahi bize Kur’an’dan bir ayet, ayetten bir tefsir sunar.

Bak İnsan bak bana.

Sen şu an varken bakıyorsun aynama

Niceleri bana baka baka göçtüler faniden baki olana.

Güzelliğiyle övünen ne yüzü güzellerin güzelliği zamanı geldiğinde toprakla karıştı

Bana bak ki kusur bulmadan önce kendinde bir kusur göresin”

Mevlana suçu eksiği başka yerde aramak alışkanlığında olan insana şunu hatırlatır:

“İşin ayıbı da bizdedir, fikrin kusuru da”

Ey genç, kazayı bahane edip kendi cürmünü

başkasına nasıl yüklersin?

Eşşek diye alay ederler ama eşeğin sahibine verdikleri karşısında aldığı karşılık bir kova kuru samandan öteye geçmeyip kendisine verilene razı olurken tamahkar olan insanoğlu ise  hep hak ettiğinden, kendisinin payına düşünden daha fazlasına göz diker, doymaz ve sonunda başkasının elindekine hasetlik eder.

 

Ey Çocuk! Neden Ağlıyorsun?

Mâlik b. Dînar’ın şöyle dediği rivâyet edilir: “Bir gün toprakla oynayan bir çocuğa rastladım. Bazen gülüyor, bazen ağlıyordu. Ona selam vermek istediğimde nefsim beni engelledi. Nefsime: “Ey nefis, Peygamber (sav) büyük küçük ayırmaksızın herkese selam verirdi.” dedim ve çocuğa selam verdim. O da bana:

“Allah’ın selâmı ve rahmeti senin de üzerine olsun, ey Malik!” diye karşılık verdi.

“Beni nereden tanıyorsun?” dedim. O da:

“Rûhum, rûhuna melekût âleminde ülfet etti de ölümsüz olan diri Allah seni bana tanıttı.” dedi.

“Nefisle akıl arasındaki fark nedir?” dedim. O da:

“Nefis, seni bana ilk önce selam vermekten alıkoyandır. Akıl ise, seni buna teşvik edendir.” diye cevap verdi.

“Niçin toprakla oynuyorsun?” diye sordum.

“Çünkü biz ondan yaratıldık ve yine onun bağrına döneceğiz.” dedi.

“Bazen gülüp bazen ağlamanın sebebi nedir?” diye sordum.

“Rabb’imin azâbını hatırlayınca ağlar, rahmetini hatırlayınca gülerim” dedi.

“Ey çocuk, senin ne günahın var da ağlıyorsun? Çünkü sen henüz mükellef bile değilsin.” dedim. O da:

“Böyle söyleme; Çünkü anneme bakıyorum, büyük odunları küçüklerle tutuşturuyor.” dedi.” Bundan ibret almak lazım   (Rûhu’l-Beyân)

 

“Üstüne örtüneceğin ölü toprağına insanlar ibrikle su dökmeden  önce sen ibret al da üstünden ölü toprağını at.”

( Usta )

 

 

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Bahtiyar Oral
Yorum Yaz