• 18 EKİM 2017
  • Yenileniyor
    • Adana
    • Adıyaman
    • Afyon
    • Ağrı
    • Amasya
    • Ankara
    • Antalya
    • Artvin
    • Aydın
    • Balıkesir
    • Bilecik
    • Bingöl
    • Bitlis
    • Bolu
    • Burdur
    • Bursa
    • Çanakkale
    • Çankırı
    • Çorum
    • Denizli
    • Diyarbakır
    • Edirne
    • Elazığ
    • Erzincan
    • Erzurum
    • Eskişehir
    • Gaziantep
    • Giresun
    • Gümüşhane
    • Hakkari
    • Hatay
    • Isparta
    • Mersin
    • İstanbul
    • İzmir
    • Kars
    • Kastamonu
    • Kayseri
    • Kırklareli
    • Kırşehir
    • Kocaeli
    • Konya
    • Kütahya
    • Malatya
    • Manisa
    • K.Maraş
    • Mardin
    • Muğla
    • Muş
    • Nevşehir
    • Niğde
    • Ordu
    • Rize
    • Sakarya
    • Samsun
    • Siirt
    • Sinop
    • Sivas
    • Tekirdağ
    • Tokat
    • Trabzon
    • Tunceli
    • Şanlıurfa
    • Uşak
    • Van
    • Yozgat
    • Zonguldak
    • Aksaray
    • Bayburt
    • Karaman
    • Kırıkkale
    • Batman
    • Şırnak
    • Bartın
    • Ardahan
    • Iğdır
    • Yalova
    • Karabük
    • Kilis
    • Osmaniye
    • Düzce

Gebeliğin ilk 3 ayına dikkat

113 defa okundu kategorisinde, 27 Oca 2014 - 09:50 tarihinde yayınlandı

Doç. Dr. Filiz Çayan, en fazla düşüğün, gebeliğin ilk 20 haftasında görüldüğünü ifade ederek, ‘En fazla düşüğü, gebeliğin ilk 3 ayında görüyoruz ve en çok genetik nedenlerden kaynaklanıyor. Bunun dışında annenin hormonal bozuklukları, yaşadığı çevre, aile öyküsü, hastalıkları ve akraba evlilikleri de düşüğe neden olabiliyor’ dedi.

 Düşük, evde doğum ve ortalama doğumsayısı ile ilgili, İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Mersin Üniversitesi (MEÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Filiz Çayan, gebeliğin 10. haftasından önce, annenin isteğine bağlı çocuğun alınmasına kürtaj denildiğini söyledi. 20. gebelik haftasından önce, istemsiz olarak çocuğa bir şey olmasına ise düşük denildiğini belirten Çayan, “Düşüğü en fazla gebeliğin ilk 3 ayında görüyoruz ve en çok genetik nedenlerden kaynaklanıyor. İlk 3 aydan sonra, düşük oranlarının daha azaldığını görüyoruz. Genetik nedenler dışında, annenin hormonal durumu da önemli. Anne bunun dışında enfeksiyonlardan birini taşıyorsa, bu enfeksiyon ajanları, o gebelikte ya da sonraki gebelikte tekrarlayan düşüklere neden olabiliyor. Annenin yaşam koşulları da önemli. Annenin maruz kaldığı çevre, aldığı ilaçlar, kronik hastalıkları, sigara, alkol ya da uyuşturucu madde varsa, bunlar da düşük oranlarını artırıyor. Bunların yanı sıra, annenin aile hikayesi de önemli. Özellikle akraba evlilikleri olan ailelerde, yakın akraba evlilikleri, anne veya babada meydana gelen küçük hatalar bir araya geldiğinde, büyük genetik problemleri oluşturup, düşüğe neden olabiliyor” diye konuştu.

“EVDE GERÇEKLEŞEN DOĞUM, TEHLİKELİ BİR BOMBA GİBİ”

Evde gerçekleşen doğumlarla ilgili de konuşan Çayan, “Günümüz şartlarında bu kadar modern teknoloji ve hastaneye ulaşma şartları sağlanmışken, evde doğumları kesinlikle desteklemiyoruz. Bunlar hem hijyen şartları dediğimiz ortamın temizliği, hem de devam eden zamanda bebeğin doğduğu ortamdaki ısı değişiklikleri önemli. Hele ki problemli bir gebelikse, zor bir doğumsa, orada meydana gelebilecek problemleri, sonra hastaneye taşırken yeterli zamanın olmaması, bebeğin veya annenin hayatının tehlikeye girme olasılığını artırıyor, biz ev doğumlarını kesinlikle önermiyoruz. Artık bütün Türkiye’nin her yerleşim bölgesinde, rahatlıkla hastaneye, doğum yapılabilecek bir merkeze ulaşma olanağı var. Dolayısıyla, kesinlikle evde gerçekleşen doğumu, ben tehlikeli bir bomba gibi düşünüyorum. Evde yaşanan doğumlar iyi de gidebilir, ama başımıza kötü bir şey geldiğinde sonuçları çok ağır olabiliyor. Hem bebek, hem de anne kaybedilebiliyor” şeklinde konuştu.

“EN UYGUN GEBELİK YAŞI 24-29 ARASIDIR”

Günümüz şartlarında, ideal doğum sayısının artık değiştiğini vurgulayan Çayan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Doğum kişinin yaşına da bağlı. Eskiden ortalama evlilik yaşları 20’li yaşlar olduğu içindoğum fazlaydı, kadının en üretken olduğu ve en sağlıklı doğumları yaptığı yaşlar aslında 24-29 yaşları arasındadır. Bir kişi gebelik planlıyorsa, doğumu bu yaşlar arasında yapması, hem kendisinin hayati riskleri açısından, hem de meydana gelecek bebeğin sağlığı açısından en uygun üreme dönemidir. Ama şimdi teknolojinin ilerlemesi, kadınların iş hayatına katılması ve kariyer planlamaları nedeniyle, evlilik yaşları çok ilerledi. Dolayısıyla 30-35, bazen de 40’lı yaşlarda evleniyorlar. Aslında kişinin evlendiği yaş, ileri yaşlara taşındığından, gebelik yaşı da ileri yaşlara taşındı ve bunun da getirdiği riskler, bizi gebelik takiplerinde zorluyor. Dolayısıyla aslında çalışmayan veya kariyer yapmayan bir kadınla, çalışan bir kadının farklı gebelik sayısı olacaktır. Tabi bunda ailenin yapısı, kültürel çevre, sosyal çevre, kişilerin çift olarak beklentileri, onların çevrelerinin beklentileri etkili oluyor. Çünkü biz biliyoruz ki bazı büyük ailelerde, aşiretlerde çok sayıda doğumlar bekleniyor. Ama daha çok ekonomik özgürlüğünü kazanmış, kültürel seviyesi yüksek kadınlara baktığımız da, onların genellikle sorumluluk, zaman ve paylaşımlar açısından 1 ya da 2 çocuğun yeterli olduğunu düşündüklerini görüyoruz.

Arka arkaya, sık doğumlar yapmamak gerekiyor. O annenin sağlığını bozuyor. O yüzden gebelikler arasında en az 2 yıl olması bizim için ideal. Sayı vermek doğru olmasa da, 3-4 doğumdan fazlası kadını tüketen bir süreçtir diye düşünüyorum.”

Haber Editörü : Tüm Yazıları
admin
Yorum Yaz